Home Dijital Gazete Türkiye: Enflasyon, savaş nedeniyle rekorlarını yenileyebilir

Türkiye: Enflasyon, savaş nedeniyle rekorlarını yenileyebilir

by notizia24

Türkiye’de Şubat ayında tüketici enflasyonu %54,4’e yükselerek 2002’den bu yana en yüksek okumasını gerçekleştirdi. Geniş tabanlı ve çoğu bileşeni kaplayan enflasyon, zayıf lira ve yüksek gıda ve enerji maliyetlerinin ana sürükleyici gücünü göstermektedir. Son dönemde artan emtia fiyatlarına dair marjinal etkiler henüz Şubat enflasyonuna dahil olmamakla birlikte, Avrupa’daki savaşın küresel ekonomileri ve doğrudan dünyadaki gıda ve enerji enflasyonunu etkileyeceği bir ortamda biz temkinli bir enflasyon patikası öngörüyoruz. Bu kapsamda, enflasyonda yıl içindeki seyre ve yılsonuna dair tahminlere ilişkin yukarı yönlü riskler artmıştır.

 

Petrol fiyatı son yılların en yüksek seviyesinde ve savaşın seyrine bağlı olarak olası arz açığı kaynaklı fiyatlama, yükselişi daha da destekleyebilir. Bunun cari denge ve enflasyon üzerine direkt ve endirekt etkilerini hesaba katmak gerekli… Ki her 10 USD’lik petrol fiyatı değişiminin hesaplarımıza göre yaklaşık 1,5 puanlık bir enflasyon etkisi oluyor. Gıda konusunda, olumlu durum ihraç edilemeyen taze meyve sebzenin iç piyasaya yönlendirilmesiyle fiyat düşüşü şeklinde, ancak tahıl fiyatları Rusya ve Ukrayna’nın buğday üretiminden dolayı yukarı baskı altında olacak ve gıda enflasyonunu etkileyecek.

 

Tabii güncel enflasyon düzleminde yoğun şekilde gıda, enerji ve Şubat ayına devreden doğalgaz, elektrik zamlarından ötürü genel baskı devam ediyor. ÜFE’deki artış düzlemi ve aradaki fiyat maliyet açıklığı da ilerleyen dönemde bu yüklenilmiş üretici maliyetlerinin yansıması bakımından yüksek patika olgusunu destekliyor. Muhtemelen mevcut faktörlere ek olarak, son Ukrayna savaşı etkenleri ile artan fiyatlardan da gelecek bir enflasyonizm dalgası söz konusu olacaktır. İlerleyen aylara yansımasını beklediğimiz bu durumun da yaz aylarında %60 bandına doğru bir hareketi desteklemesi beklenebilir.

 

Enflasyonun alt kalemlerine bakacak olursak; ana harcama gruplarının tamamında artış gözlenmektedir. Enerji, işlenmemiş gıda, alkollü içecekler, tütün ve altını hariç tutan B göstergesine göre, yıllık fiyatlar Ocak ayındaki %43’ten hızlanarak Şubat’ta %47 arttı. Manşet enflasyondan daha yüksek artış gösteren kalemler olarak gıda ve alkolsüz içecekler %8,41, ev eşyası %7, sağlık %6,39 ve çeşitli mal ve hizmetler %6,01 ile öne çıkmaktadır. Gıda ve enerji gibi değişken kalemlerin hariç bırakıldığı daha dar kapsamlı C göstergesi de Şubat’ta %44,1 seviyesine çıkarak temel mal ve hizmetlerde de maliyet baskısının yansımalarını içermektedir. Tüm enflasyon sepeti içerisinde %25,32 gibi bir paya sahip olan gıda, Rusya ve Ukrayna’dan ithal edilen buğdaya dair arz sorunları hesap edilecek olursa ilerleyen aylarda gıdadaki enflasyonist etkiyi katmanlandırabilir. Brent petrol fiyatlarının son dönemde 115 dolara ulaşmasının da başta akaryakıt, doğalgaz gibi bileşenlere zam olarak yansımasını bekleyeceğiz.

 

Manşet enflasyon, TCMB politika faizi ve enflasyon hedefi karşılaştırması.. (Kaynak: Bloomberg, TCMB, TÜİK)

 

Kur her ne kadar Aralık öncesine göre daha dengeli olsa da, global riskten kaçış, Rusya’ya yaptırımların oluşturacağı dış ticaret zorlanmaları ve azalacak cari denge katkısı ve bu unsurda stabilite zorlukları ile ortaya çıkabilecek yükselişlerde maliyet enflasyonuna yansıma göstermesi beklenebilir. Kur söz konusu olduğunda da KKM olgusuna vurgu yapmak gerekir, çünkü faiz – kur getirisi başa baş noktasının üzerinde dönemsel getirilerde kamu maliyesi veya parasal genişleme olgusu devreye girer ve bunun da enflasyon risklerine yansıması söz konusu olabilir. Çok boyutlu bir enflasyon riskiyle, hem küresel çapta hem de yurtiçi dinamikler bazında karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Merkez bankasının mevcut tahmin patikasına yönelik riskler yukarı doğru olmakla birlikte, biz yılsonu tahmin olarak %45-46 bandına yakın bir enflasyon bekleriz, ki o banda doğru düşüş de Aralık ayındaki yoğun baz etkisiyle oluşacak.

 

Enflasyondaki son artışla beraber, Türkiye’nin reel faiz oranı (bir haftalık repo oranı eksi enflasyon) -40,4% gibi başlıca gelişen piyasalar içinde açık ara en düşük seviyede negatif bölgede daha derine taşındı. Türkiye’nin yeni ekonomi perspektifinde temel olgu cari fazla vermek olmakla birlikte, Rusya ve Ukrayna gerginliği ve Putin’in başlattığı askeri operasyonlarla başlayan süreç düşünüldüğünde, Rusya’ya SWIFT yasağı ve diğer yaptırımlarla üst seviyeye taşınan kriz enerji fiyatlarında yükselişi daha uzun süreli kılabilir. Rusya’nın ekonomik dengelerinin bozulması yönünde de ihracat ve turizm kaynaklı gelirlerimize etkide bulunabilecek bu durumun cari fazla verme olasılığını düşürdüğünü değerlendiriyoruz. Avrupa da ihtiyacı olan doğalgazın %41’ini Rusya’dan sağlamaktadır ve mevcut krizin ekonomik boyutları kıtadaki ekonomik gelişimi de olumsuz etkileyecektir. Petrol fiyatlarındaki 10 USD’lik değişim aynı zamanda cari açığın milli gelire oranını yarım puan etkilerken, ithalat faturasına ise 4,4 milyar dolarlık bir etkide bulunmaktadır. Aynı zamanda Türkiye’nin yılın ilk 2 ayında kümülatif olarak yaklaşık 18 milyar dolan ticaret açığının %80’i enerji açığından gelmektedir.

 

Merkez bankası, eğer revize etmeyecekse, fiyat artış oranlarının yıl sonuna kadar şu andaki seviyenin yarısına düşmesini bekliyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile oluşan yeni dengelerde bu tahminin sağlanmasını olası görmüyoruz. Son dönemde ticari kredi büyümesi ve ekonomik aktivite tarafına yoğunlaşan politika planlamasında, yüksek enflasyon olgusunun ise mali politika tarafına ve finansal ürünlere yönlendirildiğini görmekteyiz. Petrol ve gıda fiyatlarında Rusya – Ukrayna krizi ile oluşacak yükselişler, turizm ve ihracat gelirlerinin azalacak katkısı ve bozulan cari denge ve finansal piyasalar nedeniyle daha zayıf bir lira olgusu enflasyon konusunun düzelmesini zorlaştırmaktadır. Merkez Bankası’nın mevcut şartlarda ortaya koyduğu dezenflasyonit patika tahminleri ve liraizasyon üzerine kurulu politika stratejisi, 17 Mart’ta herhangi bir faiz değişikliği olmayacağını göstermektedir. Aralık ayındaki PPK açıklamasında, önden yüklemeli finansal gevşeme olgusu ile faiz hareketlerine ara verileceği sinyalini de almıştık, bu nedenle herhangi bir aksiyon beklemiyoruz. Merkez bankasının bu yılın ilerleyen aylarda piyasa dinamikleri çerçevesinde yeni değerlendirmeler yapması gerekebilir.

Kaynak Tera Yatırım-Enver Erkan
Hibya Haber Ajansı

Related Articles

Leave a Comment